Havas ilmi genel kanının aksine: yalnızca harflerin, sayıların ya da esma ve ayetlerin ve onların hikmetlerinin; muhtelif yöntem ve formüllerle bir etki ya da güce dönüştürülüp harekete geçirme yöntemi değildir. Sözcüğü ve anlamını yaratan Allah kuşkusuz her olgu ya da varlığa apaçık ya da gizil bir takım güçler de yüklemiştir ki bunların her biri apayrı bil ilim, apayrı bir ihtisas mevzuu ve vesilesidir.
Oysa havas ilmi sadece harfler, sayılar, ayetler ya da esmalar ile değil: daha karmaşık, yaratanın aleme sunduğu bütün nimetlerle alakalı: ruhu, maddeyi, var’ı, yok’u, canlı ve hatta cansız varlıkları, yıldızları, burçları, dili (hem de linguistik detaylarıyla) ve anlamı, bilinen ya da henüz keşfedilemeyen uzayı, sesleri, renkleri, koku ya da düşleri. Hulasa kainatı bir bütün olarak algılayıp, kainata anlam veren açık-gizil her duygu ve enerjiyi içinde barındıran evrensel bir yaklaşıma sahip: kendi ekseni içinde de normatif bir bilim olarak izah edilebilir.
Dünya! Güneş sisteminde, galaksiler içinde bir galakside küçücük bir kum tanesi sanki. Fizik yasaları, yani eşyası ve onun doğası ile insan denilen masumun meçhulün içinde hür kılındığı küçücük bir kum tanesi. Oysa yıldızlar var ve galaksiler, dipsiz kuarklar ve sınırı bilinmeyen uzay.
İste bütün bunlardan önce: yani varoluşumuzdan önce Allahın indinde var edilen bir başka âlem: havasın kaynağıdır aslında. Bu ilmin bakara suresi 102. Ayette harut ve marut adında iki melek tarafından babil de ifşa edildiği: ve insanları bu ilmi öğretirken bile bu ilim sizin için bir imtihandır diye uyardığı da aynı ayeti kerimeyle sabittir.
Buradan hareketle Bizim bilmediğimiz algılayıp kavrayamayacağımız bir öte âlemde: yalnızca ruhani ya da rahmani varlıkların ya da cinlerin bildiği kimi kelamlar, çizgi ve sembollerle gerçekleştirilen vefkler ya da tılsımların varlığından söz edebiliriz. Fakat gerek cahilce kopyalama kolaylıkları gerekse yetersiz bilgi ve çaba sonucu günümüzde giderek daha sık karşılaştığımız kimi uygulamaların: aslından uzak ve etkisiz olduklarını müşahede etmekteyiz.
İnsanları rencide etmemek temel gayemiz olsa da: kimi suiistimallere dikkatinizi çekmek adına bazı detayları burada derç etmenin zaruri olduğunu görüyoruz.
Günümüzde neredeyse birbirinin tıpkıbasımı kimi kitaplarda işaret edilen ya da kullanılan tılsımlar: yanlış zaman veya yanlış mekânlarda: uyulması mutlak kimi kurallara riayet edilmeden hazırlandığından işlev kazanamayan görsel öğe ve örneklerden öteye gidememektedirler.
Aslında yalnızca bu kural tanımazlıkta değil: hadiseyi bütünüyle içinden çıkılmaz hale getiren esas ürkütücü mesele bu tılsım, sembol veya yazıların ilahi isimler ve semboller olmayıp: cinler, periler veya ruhani varlık isimlerinden müteşekkil olduğu gerçeğidir. En iyimser yaklaşım ise bazı örneklerin melek’üt âleminden kimi isimlerin kullanması olabilir ki bunlarla da pek az çalışmada karşılaştığımızı söyleyebiliriz.
Vurgulamak istediğimiz bir diğer detay: Tılsım yazarken kadim âlimlerin kullandıkları diller ve yazılar erken kavimlerin dillerine göre yazıldığı için günümüze gelene kadar birçoğu unutulmuş birçokları da tahribata uğrayarak başkalaşmışlardır. Kadim Kıpti dilleri, eski Süryanice ve Arapçanın artık kaybolmuş lehçeleri, antik mısır yazıları ve lehçeleri hatta kayıp kıta Atlantis ve mu uygarlığı bunlara örnek olarak gösterilebilir. Tahmin edeceğiniz üzere bütün bu kültür ve dil ailelerinin neredeyse tamamı unutulmuştur.
Son olarak esma ve ayetlerin manevi etkisini kullanma halinden söz etmek gerekir. Evet, havas’ın her alanında olduğu gibi burada da bazı şartlar olmazsa olmazı işaret etmektedir. Özetle esma ve ayetlerin anlam ve kudretlerini bilmek temel şart olacaktır. Unutulmamalıdır ki sırlar hazinesi olan kur’an-ı kerim’in her ayet ve sözcüğünün bilinen (zahir) anlamı olduğu gibi bunların bir de bilinmeyen, gizil (batin) anlamları da vardır. Bu manalar farklı kullanımlarda farklı etki ve reaksiyonlara neden olacağından kur’an-ı kerim’in anlamını yüce yaratan peygamberlerine ve onun evliya kullarıyla rahmani meleklerine lütfetmiştir.
Nihayet havas çalışmaları sırasında araştırma yapanların gözerdi etmemesi gereken en mühim delili derç edelim: Al-i İmran Suresi 7 . ayet ‘’Sana Kitab’ı indiren O’dur. Onun (Kuran’ın) bazı ayetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab’ın esasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşabih ayetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek payeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar.’’

[...] http://www.medyumhalit.com/havas-nedir http://www.medyumhalit.com/havasin-alani http://www.medyumhalit.com/havasin-alani [...]